HDP, Aleviler ve sol gelecek – Şule Can

Halkların Demokratik Partisi yeni, umut ve heyecan veren bir oluşum. Bütün eleştirilere rağmen kendini anlatmaya çalışıyor HDP. Buna inandım, yazdım, söyledim ve umudum sürüyor.

HDP bileşenlerinden Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) arkamızda bıraktığımız bu hafta sonunda 1. Olağan Kongre’sini gerçekleştirdi. Aleni biçimde sosyalistlerin, uluslararası devrimci hareketin ve ezilen halkların dayanışmasının gücünü ve sentezci bir yaklaşımla dünyada değişimin nasıl yaratılacağına dair değerli paylaşımları ve yeniden kuruluş fikrinin neden süreci istenilen bir aşamaya taşıyabilmek için temel bir rol oynadığı tartışmalarını dinledim, alkışladım, zaman zaman eleştirdim.

SYKP’nin de bir bileşeni olduğu HDP’nin Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın katıldığı ilk televizyon programında söylediği önemli bazı noktalara değinerek iki başlığa dikkat çekmek istiyorum. Birincisi HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve seçim sürecinde Aleviler ve HDP arasındaki ilişkiyi değerlendirmek; ikincisi ise HDP’nin hızla büyüme sürecinde göz önüne alması gereken, kendi geleceğini kurarken böylesi değerli bir oluşum ve dayanışmayı baltalayacak politikaları tespit etmek ve belki biraz tartışmak.

Figen Yüksekdağ CNN Türk’ün sorularına verdiği cevaplarda “Biz Türkiye partisiyiz” dedi. SYKP “Biz halkların kardeşliğinden ziyade halkların eşitliği için çalışıyoruz” dedi. Yüksekdağ ekledi: “Alevilerin HDP’den başka şansı yok. Bugüne kadar hiçbir iktidar partisi yahut Alevilerin temayül ettiği partiler Alevi halkının taleplerine cevap verememiştir” dedi. Ayrıca birleşenler arasındaki farklılıklara dikkat çeken Yüksekdağ, “Aynı olduğumuzu iddia etmedik. HDP asgari müştereklerin partisidir” dedi. Hepsi doğru.

HDP, CHP’nin aldığı Alevi oylarına talip mi diyeceksiniz, evet elbette. Olmalı da. Ama nasıl? Bunun için en önemli unsur Türkiye’de Alevilerin ne istediğini bilmek olduğu gibi, Alevilerin “temsil” problemini bilmek belki de daha çok önem kazanıyor. Bugün Ortadoğu’da yükselen “Sünni” odaklı politikaların, Şii/Alevi katliamlarının, gittikçe artan bir mezhep kutuplaşmasının ortasında Alevilerin nasıl bir korku, güvensizlik ve hatta ‘bölünmüşlük’ yaşadığını görebilmek oldukça elzem. Peki kim görecek, kim ses verecek bu konularda Alevi halkına? HDP mi? Evet, neden olmasın. Ben bir Alevi olarak, SYKP/HDP oluşumunda sonunda birileri ile aynı dili konuşuyoruz diyebiliyorsam -ki diyorum- elbette, neden olmasın? Eğer tarihsel dinamikleri ve bugün siyasal alanda bir Alevi hareketinin var olup olmadığı ya da nereye doğru evrildiğini incelemezsek, cevap çok çabuk değişebilir. Hayır, olmaz demek işten bile değil, eğer ayrıntıları gözden kaçırırsak. Tüm halkları özgürleştiren bir projeden bahsediyorsak ona göre kararlar, ona göre adaylar, ona göre politikalar üretmek zorundasınız. Bunu başaramazsanız, o zaman ‘neden olmasın’ dileği yerine ‘yine olmadı’ hüsranıyla sonlanır bu proje. Bu bir öngörüden ziyade HDP’de Alevi örgütlülüğü ve yapılanmasını nasıl oluşturacağımıza dair daha fazla çaba ve müzakerede bulunulması yönünde bir çağrıdır.

Peki, içinden geçtiğimiz süreç ile ilgisi ne bütün bunların, diye sorarsanız şöyle anlatayım: Hayranlık uyandıran bir yeniden kurulan sosyalizm tahayyülü ile halkların, emeğin kurtuluşu sözü veren HDP yapısının köşk adayı Selahattin Demirtaş olduğunda ne ile karşı karşıya kaldığımızı görmenin önemini vurgulamak gerekiyor. İşte bu yüzden onca laf.

1972’den beri sistematik olarak Türkiye’de öldürülen, susturulan; bugün Ortadoğu coğrafyasında kendisini tamamen etrafı sarılmış ve tehdit altında hisseden Alevi/Nusayri/Şii halkların kitlesel ve örgütsel bir hareket içinde bulunmaları ve de artık yalnızca AKP hükümetine karşı değil, hep beraber bir sistem karşıtı mücadeleye katılmasının ilk şartı ne biliyor musunuz? Başka etnik ve egemen güçler tarafından değil de -kendi içinden- organik bir hareket ile tam temsilin birleştiğine inanması. Evet, açıkça şunu söylüyorum: Her bir taraftan çekiştirilen Aleviler, son 40 yıldır sol hareket içerisinde bir şey başarılamadığına inanırken, bir yandan Kürt siyasi mücadelesinin de Alevilere verdiği sözün pratikte gerçekleşmiyor olmasından şikayetçi. Başka hareketler içerisinde yer almanın Alevileri güzel bir geleceğe taşıyacağından artık emin değillu. Bu sosyalist/komünist mücadele ya da Kürt mücadelesi ya da Türk milliyetçiliği olsun, fark etmez. Artık Aleviler seslerini duyuracağı yeni bir platform arıyor.

O zaman çözüm belli. Alevi bir köşk adayı HDP’nin boynunun borcu(ydu). Yanlış anlaşılmasın, benim kişisel olarak Selahattin Demirtaş’ın adaylığı ile ilgili hiçbir itirazım yok. Hatta hayırlı olsun hepimize. Ancak HDP verdiği imajda yeniden kuruluşun anlamını daha fazla vurgularken hem Türkiye sosyalistlerine derdini çok iyi anlatabilmeli hem de artık “Aleviler zaten bizden başkasıyla asla özgürlüğe, refaha erişemez” gibi Alevileri cepte sayan söylemlerin gafletine düşmektense Alevilerin güncel politikalarını ve taleplerini kendi parti bünyesinde daha çok görmeli, duymalı, Alevilere o sesi vermeli. Selahattin Demirtaş umutsa Kürt özgürlüğü için, Dersim’de, Antakya’da, Çorum’da, Suriye’de (yalnız Rojava değil daha fazlası) halkların katledilişini dile getirmekten öteye gidip, ayak basmalı o topraklara. Demirtaş olarak ne yapabileceğini anlatmaktan ziyade göstermeli. Öyle, biz yol arkadaşıyız deyip, “Evet haklısınız Aleviler ezilen halklardır” deyip sonra somut adımlar atmazsanız, ne Alevileri ne de sosyalistleri; basit bir ütopik oluşumdan ya da yalnızca Kürt sorununa indirgenen bir yapılanmadan ibaret olmadığınıza ikna edemezsiniz.

HDP yolun çok başında. Ben SYKP kongresinden sonra, “Evet bu gençler yürüyor, güneşin zaptı yakın” dedim. Ama yürünen bu yolların analizinin daha derin daha kapsayıcı ve dinamik olması ve teori ile pratiğin tutarlı olması şart. Yeniden kuruluş şart ise, kaynamakta olan Ortadoğu’da ve Türkiye’de artık sol bir hareketten ziyade kendini Alevi hareketi içinde görmek isteyen “yeni” bir oluşumu HDP göz ardı etmemeli. “Nasılsa bu böyle; böyle geldi, böyle gider” derseniz zaten o yeniden kuruluş olmaz. Daha fazla çalışmak, daha fazla anlatmak gerek. Tanımak ve tanıtmak gerek. Bir Dersim atasözüyle sözü bitireyim o zaman: “To xo nas bıke ke sar ki ton as bıkero.” (Sen kendini tanı ki elalem de seni tanısın!)

 

Yoruma kapalı