Türkiye’de eğitim finansmanı – İlhan Sevin

Boğaziçi Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Üstün Ergüder’in hâlâ Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptığı ERG’nin, Türk eğitim sistemi ile ilgili yayımladığı raporlar gerçekten dikkat çekici başlıkları içeriyor. Eylül 2014 tarihli yayımlanan ‘2013 İzleme Raporu’ mail adresime geldiği andan itibaren ilgiyle ve dikkatlice okuyorum.
Tabi rapor,  benim de, Yurt Gazetesi’ndeki köşemde üzerinde durduğum önemli konuları içeriyor. Ama rapor; araştırmalar, sayısal veriler ve istatistikî bilgilerle donatılmış. Son dönemlerde tartışma konusu olan ortaöğretimin yeniden yapılandırılması, okul türlerinin azaltılması ve genel liselerin dönüşümü, TEOG sınavına kadar birçok konuya raporda yer verilmiş. Ayrıca, öğretmen yeterlikleri, öğretmen politikaları, erken çocukluk eğitimindeki gelişmeler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması süreci, PISA 2012 değerlendirmesinde Türkiye’deki öğrencilerin performansı, özel eğitim, açık liseler, öğretim programlarındaki değişiklikler, eğitimin finansmanı gibi konular da ele alınmış.
Raporda özellikle eğitimin finansmanı başlığı dikkatimi çok çekti. Bu nedenle, bu konu ile ilgili olarak önemli gördüğüm yerleri sizlere aktarmak istiyorum. Yakından takip edenler bilir diye tahmin ediyorum. 6360 sayılı Büyükşehir Belediyeler Yasası uyarınca, 30 Mart 2014 yerel seçimleriyle birlikte, 30 ilde il özel idarelerinin varlığı sona erdi. Artık bu görevi, il özel idareleri, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesinden aktarılan ödenekleri il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri üstlenmeye başladı. Bence yerinde bir karar. Çünkü daha önce de bahsetmiştim, eğitim ödeneklerini kullanma yetkisinin, yine aynı yerleşim birimlerinde bulunan milli eğitim müdürlüklerine bırakılması okullar için çok daha iyi olmuştur. Eğitim başta olmak üzere, diğer alanlarda da yetkinin yine yerelde bulunan ilgili müdürlüklere ya da kurumlara bırakılması en doğrusu olacaktır.
***
Rapora göre, Türkiye’de reel kamu eğitim harcamaları son yıllarda artmış. 2011’de (2013 fiyat düzeyiyle) 58 milyar TL. Gerçekleşen (yüksek öğrenim dâhil) toplam kamu eğitim harcamaları, 2012 yılında 63 milyar TL, 2013 yılında ise 68 milyar TL civarında olarak yükselmiştir. Bu artışın sebebi, Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi ile “4+4+4” düzenlemesinin gerektirdiği değişiklikler için yapılan harcamalar ve yeni öğretmen alımlarından kaynaklanmıştır. Tabi burada her ne kadar eğitime yapılan harcamalar olumlu gözükse de, kullanış biçimi ve nasıl değerlendirildiği de çok önemlidir. Özellikle yukarıda saydığım bazı projelerde istenen verim ve sonuç maalesef alınamamıştır. Bu açıdan, çoğu harcamaların gereksiz yere kaynak israfına yol açtığını düşünüyorum.
Kamu eğitim harcamaları, 2011 yılında %3,9, 2012 yılında % 4,2’ye, 2013 yılında ise, % 4,4’e yükselmesine rağmen, OECD normu olarak belirlenen % 5’in ve yine UNESCO’nun gelişmekte olan ülkeler için önerdiği % 6 düzeyinin altında kalmıştır. Yine 2014 ve 2015 yılında eğitim harcamaları, GSYH içindeki payının % 4,6 civarında olması bekleniyor. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, eğitimde yapılan harcamalar, gelişmekte olan ülkeler için öngörülen değerlerin hala altındadır.
Geçmiş yıllarda, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ndan  (SYDTF) aktarılan kaynakların ortalama % 40’ını eğitim yardımları oluşturmaktayken, 2013 yılında eğitim yardımlarının payının % 30 düzeyine gerilemiştir. Tabi, burada eğitim yardımlarının payının azaltılması neden yapıldı? Kaynak nereye aktarıldı?  Bilemiyorum !…
***
Ayrıca bildiğiniz gibi, geçen aylarda Meclis’te bütçe görüşmeleri yapılmıştı. 2013 yılında 47 milyar 496 milyon olan MEB bütçesi, artan okul, derslik, öğretmen ihtiyacı ve öğrenci sayısına rağmen 2014 yılı için 55 milyar 705 milyon TL olarak belirlendi. MEB’e ayrılan bütçenin büyük bir kısmı, personel harcamalarına ayrılmıştır. Personel giderleri % 68, sosyal güvenlik devlet primi giderleri  %10 yani daha açık bir ifadeyle, eğitim ayrılan payın %78’i personel giderlerine ayrılmıştır. Bu da gösteriyor ki, eğitim yatırımlarına eğitim bütçesinin çok küçük bir bölümü ayrılmaktadır.
***
Rakamlar bu şekilde… Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı’ndan sonra yeterli olmasa da en büyük payın Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılması olumlu bir gelişmedir. Benim sürekli olarak vurguladığım gibi bir ülkenin tüm alanlarda kalkınmasının yolu eğitimden geçer.  Ancak bütün bu harcamalara rağmen, eğitimdeki sorun ve sıkıntıların derinleşmesi de bir çelişki değil midir?
Kısacası,  eğitime ayrılan rakamlar iyi güzel hoş da… Benim asıl merak ettiğim konu şu; eğitime harcanan milyarlarca lira olmasına rağmen neden en çok sorun MEB’te yaşanıyor. Neden on iki yılda 5 bakan değişikliğine gidildi? Neden hâlâ okullarımızdaki sorunlar gün geçtikçe derinleşiyor ve artıyor? Bunu ülkesini seven bir vatandaş olarak açıkçası merak ediyorum.  Bir yerde hata yapılıyor ama maalesef kimse olaya bu pencereden bakmıyor ya da bakmak istemiyor! Biraz da eğitime bu yönüyle bakmamız gerekmez mi?

Yurt Gazetesi

Yoruma kapalı