Copa Mundial Brasil 2014 – Ayaktopunun güncesi 1 – Sinan Gorgan

Dünya Kupası nedeniyle “ofsayta” düşmüş beyinler için oynanan maçı/oyunu anlama kılavuzu ve hakem hataları

Ne maçlardı onlar…

Ne yüksek “heyecan”.

Ne büyük “ilgi”.

Brezilya polisinin “yüksek heyecanı” ve “büyük ilgisi”, sokaklardaki “evsiz çocukları” toplayıp, ortalıktan “kaybetmek” ve yanı sıra da “biz açken, milyarlarca dolar para, futbol şovu için harcanmasın” diyen göstericileri coplamakta toplanıyordu.

Brezilya’daki örgütlü zorun (devlet) “yüksek heyecanı” ve “büyük ilgisi” ise, yaklaşık 250.000 kişiyi mekanlarından uzaklaştırıp, “kupa”ya alan açmakta odaklanıyordu.

“Merkez üssü”, demokrasi şampiyonu İsviçre’de bulunan FİFA’nın kravatlı / papyonlu soytarılarının “yüksek heyecanı” ve büyük ilgisi” ise Coca Cola, Sony, Emirates ve Hyundai’nin başını çektiği, “maç seyrettirelim, markamızı ezberletelim, milyonları götürelim“ ince saz heyetinin ticari başarılarını garanti altına almakta toplanıyordu.

Dünya Futbol kupası Mega-Event’i, öncesi ve sonrası ile bir tüketimi gazlama ayini / ritüeli olmaktan başka bir şey değildir.

2018’deki de böyle olacaktır, 2022’de daha fazla “böyle” olacaktır.

Bu dev spor etkinliği, Dünya Kupası, bir büyük hokus-pokus ile, “atmosfer yaratma” ile dev markaların satışlarını arttırmaya, “marka algılamasını” pekiştirmeye yönelik bir tür “göz boyamacılığı” olmaktan başka bir şey olamıyor ve olmayacak.

İşte bu dev spor organizasyonunun başındaki, FİFA’nın başındaki süpppeer adam: sehr geehrter Herr Sepp Blatner ise, günümüz demokrasi şampiyonu İsviçre’nin ve hatta dünyanın futbol tarihinde yaşayabileceği en komik “demokratik” seçimle “koltuğunu korumuş” bir aslan parçasıdır.

Blatter’in yeniden seçimi, pervasızlığın, yüzsüzlüğün ve yolsuzluğun yüksek örneği idi.

Futbol endüstrisinin “ön çekiciler”inin ve “top’çu” gösteri dünyasının asilzadelerinin yanı sıra, futbol dünyasının o zamanki “yükselen burcu” Qatar Fondation’ın desteği ile bir “piyes” oynandı ve Herr Sepp Blattner’in iktidarı korundu ve hatta pekiştirildi.

***

Qatar Fondation?

O da ne?

O da kim?

Şu sevimli ve boş zamanlarında kitap okuyabilen (olur a, belki de solcu) Messi’nin formasının göğsündeki reklam yazısını hatırlayıverin canım.

Hani şu bir kaç yüz milyonluk sponsorluk anlaşması ile herkesin sevgilisi “Barça” yani Barselona futbol klübünün, Qatar Fondation tarafından “fon”landığı bir kaç yıl öncesini hatırlayıverin.

Hah işte o yıllardan söz ediyorum işte.

Tam da o “malum yıllar”dan konuşuyorum.

Katar devleti (devlet?) dünya kupası düzenleme hakkını FİFA’nın süpppeer demokratik bir seçimi ile hak etmişti, o yıllarda.

Şimdi ise “Sunday Times” gazetesi, Qatar’ın FİFA’daki temsilcisi Mohamed bin Hammam’ın oylama sonuçlarını etkilemek üzere FİFA’ temsilcilerine 5 milyon dolar dağıttığını ortaya çıkarıyor, savcılık soruşturmayı hemen başlatıyor.

***

Dünya futbolunun tanrısal Olimpos dağı konumundaki FİFA’daki yolsuzluklar ve iltimas pazarlamacılığı üzerine olan işte bu yeni haber, beni çok kızdırdı.

İnanın çok öfkelendim.

Diyeceksiniz ki niye?

Niye kızdın?

FİFA’nın böylesi bir oylamasında, bu yolsuzluk ve iltimas şebekesi oluşturma durumu, seçme hakkı olan 200 ve 250 üyesinin “etkilenmiş” olması anlamına gelir.

Hadi “nüfuz ticareti”, “ilgili ülkelerde ihale yolsuzluğu”, “adamını bulma / kayırma” gibi diğer yan ürün “iltimas pazarlaması” ögelerini şimdilik bir kenara bırakalım.

İşin yalnız “para” ve “nakit” kısmı ile ilgili kalalım.

5 milyonu bu sayıya bölersek, aslında, “oy satışı” yapan üye başına 150-200 bin dolar avanta / rüşvet düştüğü ortaya çıkmakta.

Bu rakam aslında -FİFA’nın çevresinde dönen paralar, kârlar ve ticaret düşünülürse- oldukça, ama oldukça düşük bir rakam.

Anlaşılan, ilgili “şüpheli” (avantacı) üyelerin her birisi, “bin düzine kıymetli köpek maması” fiyatına veya başka bir hesapla, “birkaç kilo iyi havyar” fiyatına, işi hemen satmışlar.

Gel de kızma.

Piyasa, bu denli düşürülmüş olabilir mi?

Bu durum, saygın FİFA’nın oy kullanmaya yetkili vekillerini, bizim “rahmetli” Turgut Özal’ın “işini bilen” memurları seviyesine düşürmekte.

FİFA çevrelerinde, iş bitiricilik, fiyat, rüşvet, iltimascılık bu denli ucuzlamış, anlaşılan.

Değerli okurlar: siz söyleyin şimdi..

Dünyanın gözbebeği olan ve tüm dünya insanlarının beyninin “sol” beyin lobunu örtme fonksiyonunda ve gücünde olan bir kurumdan, güç / etki / iktidarın bu denli suretinde / sıfatında yoğunlaştığı bir kurumdan, bu beklenir mi?

Hadi bizde, rüşvet-müşvet, bu işler olur ama, uygar “batının” kontrolündeki mühim bir kurumda, böylesi bir rezalet ve bu boyutta aymazlık olabilir mi?

Yoksa onların kapitalizmi de bizim yerli sermaye düzeni gibi, aslında “Tahtakale işi” mi?

“Değerler manzumesi”nde oluşan Batı’da, bu tür kurumlar aslında (bizdekine benzer biçimde) “tel maşa mı” ve arkası boş bir “görüntü panosu mu?

Bir “futbol turnuvası / kupa serisi” etkinliği ile, futbol Mega-Event’leri ile 1,5 / 2 milyar insanı ekran başında günlerce bağlayabilen ve bu sayıda insanın beynini ütüleyen, “fair play”in yılmaz savucusu FİFA, bu “ideolojik aygıt”, aslında ahlak / adalet söz konusu olduğunda bizim “Manisa’nın mesir macunu” etkisinde ve kalitesinde mi?

Ara not: Dehşete kapılmamıza neden olacak bir başka konu ise bu FİFA’nın bize ahlak satması ve Fenerbahçe ve Beşiktaş’a “şike” gerekçesi ile ceza vermesidir.

***

Eğer “para bu, olur böyle şeyler”, ama “diğer toplumsal değerler herhalde sağlamdır”, derseniz: o zaman bilançoya yakından bir bakalım:

FİFA, iş ahlakı yanı sıra “işveren ahlakı” açısından da sınıfta kalmıştır.

Örneğin Katar’da şimdiye dek, 2022 Dünya kupası tesisleri inşaatlarında çalıştırılan Nepal’li işçilerden yaklaşık 400 tanesi, iş kazalarında hayatlarının kaybetmiştir.

Geçelim diğer FİFA verilerine:

FİFA turnuvasının Brezilya’ya maliyeti 14,5 milyar dolar civarında olmaktadır.

Brezilya kupasında, FİFA ve FİFA’nın sponsorları, normalde 680 milyon dolar tutması gereken “vergiden muaf” olacaklardır.

Yani BRICS’in yükselen yıldızı Brezilya, şan ve şöhret / reklam karşılığı bu yükü omuzuna almış oldu.

Bunun karşılığında “kapitalizme uyumlu Bossa Nova“nın manevi hocası, eski devlet başkanı Lula’nın girişimi ile ve eski gerilla şimdiki devlet başkanı Vilma Rousseff’in amentüsü ile gerçekleşen Cupa Mundial 2014, adeta büyük bir ozon deliğini de ardında bıraktı.

Bu yükün karşılığında FİFA haydutu bay Blattner, kapanış töreninde eline aldığı kupayı eski gerilla, yeni kontr-gerilla PT / İşçi Parti’li Devlet Başkanı Dilma Rousseff’e aktardı.

Dilma Rousseff 5 saniye kupayı elinde tuttu ve şampiyon Almanya’nın kaptanı Philiph Lamm’a verdi.

Dikkatinizi çekmiştir, durumu an be an aktarıyorum, olayı kare kare sizlere sunuyorum.

Çünkü hepsi bu.

Çünkü soğanın cücüğü burada.

Seçim reklamı ve itibar için basının 5 saniyede çekeceği fotoğrafların karşılığı olarak Brezilya’nın bütçe hesabından buharlaşan 14,5 milyar dolar…

Reklam ve sponsorluk gelirleri ise ayrıca vergisiz FİFA’nın kasasına aktarılmış oldu.

Brezilya milli takımı ile dünya şampiyonu olmuş eski futbolcu “Romario”, bir TV programındaki söyleşide bu olguları ”bilimsel olarak” ve en aptalımızın bile hemen anlayacağı biçimde açıkladı: “FİFA ve Blattner, hırsız, düzenbaz bir o…. çocuğudur.”

Konu sizin için hala yeterince açık değilse, bu konuya ilişkin olarak, redaksiyonumuzdan / editörümüzden ek bilgi ve küfür kayıtlarını (tape) talep edebilirsiniz.

Siz de şimdi anlamış veya en azından artık sezmiş olmalısınız:

Adidas’ın ve de “transfer şampiyonu” Avrupa klüplerinin “olmazsa olmazı” ve tüm futbol endüstrisi haydutlarının “konsensus”u olan bu “sayın” sayılmayacak Herr Sepp Blattner’in hikayelerinin her biri “yeni zamanlar” için öğretici ders niteliğindedir.

***

Devam edelim:

Efendim, yaygın inanca göre: zamanında Portekiz diktatörü Saloz (Maval) yani Salazar: fado, futbol, fiesta, fatima (din) ile kitleleri uyuturmuş.

(Saloz’un Mavalı: Peter Weiss tarafından kaleme alınmış ve Can Yücel tarafından Türkçeleştirilmiş bir tiyatro eseridir. Saloz; Portekiz’in faşist diktatörü Salazar’dır. Portekiz sömürgesi olan Angola’da başlayan ve Portekiz’e de yayılan ayaklanmalar, özgürlük hareketinin başlangıcıdır.)

Bu efsanenin, bazı kahraman yarı aydınlarımızca yaygınlaştırılan diğer versiyonu ise, Franko İspanyası üzerine kurgulanmıştır.

Neyse ne…

Eyy Salazar!

Eyy Franko!

Kalkın, mezarlarınızdan bir bakın hele bu yana!

Sizlerin, top sürdürterek beyin ütüleme operasyonlarınızı, mankurtlaştırma tekniklerini, “futbol aleminin yeni medar-ı iftiharları” nasıl da yücelttiler ve hangi zirvelere eriştirdiler, bir bakın hele.

İtiraf etmek gerek: sizlerin, halkı futbolla uyutma üstün başarılarınız, zamanına göre elbette eşsizdi, rafine ve mükemmeldi.

Ancak -bunu asla sizlerin başarılarınızı küçük görmek için söylemiyorum- lokaldi, ülke sınırlarına hapsolmuştu.

İsviçreli emperyal General Sepp Blattner komutanlığındaki “FİFA ideolojik saldırı ordusu” bunu evrensel kıldı.

Bu manada, “FİFA ordusu”nun son 25 yıl içindeki başarıları yanında tüm NATO ordularının başarıları “fil ile fare” arasındaki fark gibidir.

***

Copa Mundial Brasil 2014: Bir uyuşturucu olan bu ilacın “yan etkilerini” doktorunuza veya eczacınıza sorun.

Futbol uyku ilacının yan etkileri (1)

Halsizlik, takatsizlik, geçici körlük

Elçilikte rehin alınanlar?

IŞİD?

Rojava ve Kobane?

Gazze Şeridi? Filistin?

Suriye? Kessab?

Ha?

Halkımız, Copa Mundial Brasil 2014 süresince hatırladı mı sizce, sokaktaki vatandaşımız algıladı mı? Fark etti mi bu olup biteni?

Yoksa, bu “turnuva” ile birlikte bunların hepsinin üstüne “tülden ince bir şal” örtülmüş gibi miydi?

Yoksa vatandaşımız bunları görüp, duyup, ama sinirleri alınmışcasına, bu isimler bir film şeridi gibi önünden geçerken “tepkisiz” izledi mi?

“Bu yukarıdaki kavramların / olay yerlerinin, içlerinde kan var, bu nedenle üzerinden atlamak, es geçmek olmamıştır” var sayımı ile sıralayıp yazdım.

Bunların ardından zam, yolsuzluk, adaletsizlik vb dizi dizi gündelik / sıradan (ikincil?) kavramlar gelir ki, onların Dünya Kupası süresinde vatandaş açısından, esamesi bile okunmadı, hiç fark edilmediler bile.

 

Futbol uyku ilacının yan etkileri (2)

Aşırı terleme ve hezeyanlar

Bu tür “yan etki”, özellikle, turnuva katılımcısı ülkelerde gözlemlendi.

Bayraklı sürü hareketleri, çılgınlık / abartılı gösteriler, toplu mutluluk adına maskaralık, histerik çığlıklar ve illa da milliyetçilik….

Bu popüler histerinin doruk noktasına ise, yeni dünya şampiyonu (dört yıldız) Almanya erişti.

Futbolcu kafilesinin neredeyse tuvalet ziyaretleri bile adım adım canlı yayında aktarıldı.

Brezilya’dan dönen ve Alman kafilesini taşıyan uçağın hızı, mevkii, içeride kaynaşan futbolcu ruh hali dakika dakika dışarı naklen yansıtıldı.

Tabii ki uçağın işletmecisinin reklamı, içilen şampanyanın markası, hediye veren tüm firmaların adları, kafileyi festival meydanına getiren araçların markası, giyilen t-shirtlerin markası, hepsi, hepsi…

Tümü kulakların, gözlerin kenarında, önünde ve bilhassa ekranlarda uçuştu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan beri, savaşın kötü mirası ve yükü altında durarak, duydukları mağlubiyet hissi ve “yedikleri herze”nin verdiği utanç ile kendi ulusal bayraklarını ürkekçe sallarken bile yutkunan Almanlar, “siyah/kırmızı/gold silahlarını” bu vesile ile tam ve ebedi olarak kınından çekip çıkardılar.

Dünya Kupası başarılarını, Brandenburger-Tor’da büyük bir “pop ve kitsch” gösterisi ile kutladılar.

Hegel’lerin, Goethe’lerin kültür ulusundan / cumhuriyetinden, işte tam da o gün Dieter Bohlen’in “seviyesizlik / sıradanlaşma / popülerleşme devletine” ebediyen, geri dönülmez biçimde geçtiğini, bir havai fişek kutlaması ile eşe dosta ilan etti.

Elbetteki bu, uzun ve zahmetli çabalar sonucunda, nice “Almanya: sesini / güzelini / dansçısını / yeteneğini arıyor” müsabakaları, nice TV realite şov programı süreçlerinden geçerek ama popüler futbol endüstrisinin “son vurucu hamlesi” sayesinde başarılmış oldu.

Bu yeni “sıradanlaşma devletinin” bir de kraliçesi olması gerekiyordu ki, o zaten önceden bulunmuştu ve ilan edilmişti: Frau Merkel.

Frau Merkel, stadyumda şeref tribününde yer alırken “derinliksiz ve aslında ifadesiz” bir gülümsemeyi suratında bir maske gibi taşıdı ve tulûat oyununun modern versiyonunda yer alarak, görevini eksiksiz yapmış oldu.

(Sıradanlığın bir başka kült ismi de, bizim eski cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay tipindeki / kalitesindeki / tadındaki şimdiki Alman cumhurbaşkanı Gauck’tur, onu burada anlamadan geçmek ayıp olurdu.)

Meraklısı için yazayım: bu “üst yapı dönüşümü”nün elbette alttan işleyen bir sosyal / ekonomik yapısı var.

SPD’li şansölye Schröder’in yalancı cennete açtığı neo-liberal kapıdan giren Alman halkı, taşeronlaşma ve Teilzeitbeschaeftigung reçetelerinin yarattığı bağımlılıkla, bir yandan “yüksek mesleki eğitim ve kalifikasyon” diğer yanda ise geniş bir kitleyi kapsayan “sıradanlaşmış” özelliksiz / az özellikli ve “apolitik /politikadan uzaklaşan” insan tipi arasında bölündü.

Sonuç: Yalnız futbolda değil, ihracatta da dünya şampiyonluğu ama “sosyal devlet” ve “kültür ulusu” adieu / ciao!

Ajanda 2010 programı ile birlikte siyasal / kültürel yönden sıradanlaşan, refleksleri / sinirleri alınan Alman emekçilerinin ellerine “futbol / şampiyonluk” gerekçesi ile de olsa ulusal bayrağı bu denli hevesle almaları “doğal sonuç” sayılmalıdır.

(Yukarıda aktarılan bu olguları anlamakta, başka bir yönde gelişse bile Hannah Arendt’in İsrail’deki Eichmann davası sürecinde kurguladığı “Banalitiaet der Bösen” (kötülüğün / kötünün banalliği) kavramı üzerine söylediklerini anlamak ek bir yarar sağlayabilir, öneririm.)

 

Futbol uyku ilacının yan etkileri (3)

Kalıcı veya uzun vadeli sendromlar ve taraftarlık

Endüstriyel futbolun belirli bir klasik alıcısı var.

Futbol, salt spor değil bir gösteri ve “izlek” aynı zamanda.

Futbol, özellikle günümüzde tüm dünyada sıradanlaşmış kitle kültürünün/ yeni pop kültürün “oyun kurucusu”dur. Futbolun bu toplumsal etkisi giderek barizleşiyor.

Bu niteliklerinin birey ile kesiştiği yerde, bir de taraftar (fan) fenomeni “sahne almakta”dır.

Bu taraftar devinimi günümüzde, özel bir güç, hatta benzersiz bir politik sosyal / siyasal güç karakteri kazanmakta.

Ben, sen ve diğer birkaç solcu / sosyalist bir araya gelip 10 yıl durmaksızın çalışsak yaratamayacağımız etkiyi ve örgütlenme gücünü “Çarşı” ve “Ali İsmail Korkmaz Fenerbahçe yıkılmaz”cılar, bir ”hoooopp” deme süresinde elde edebiliyorlar.

Hemen anlaşılacağı üzere bu taraftarlık fenomeni / taraftar grupları konusu / pilavı çok su kaldırır.

Bu konuyu yazımızın ikinci bölümünde ele almaya devam edeceğiz.

15 Temmuz 2014

 

“Nezih oyun” futbol ve “hakem hataları”

Bu konuyu da yazımızın ikinci bölümünde ele almaya devam edeceğiz.

Yoruma kapalı