Irak’ta yeni kartlar açılıyor – Tülay Hatimoğulları

Petrol zengini olan Irak’ta mezhep savaşlarının hikâyesi oldukça eskidir. Sykes-Picot Anlaşması’ndan bu yana dönemin bölgeye hâkim gücü İngiltere tarafından Irak’ta mezhep temelli konumlanma hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Günümüze geldiğimizde emperyal güçler açısından Irak’ta aktörler ve güç oranları değişmiştir. Ama güncellenmiş senaryo devam etmektedir. Toplumu mezhep ve kısmen etnik parçalara ayırma ve bu ayrılıkları sürekli birbirine kışkırtarak yönetme hedefi mevcut. Zira Irak’ta bir Iraklılık kimliğinden çok Sünnilik-Şiilik, Araplık-Kürtlük gibi meseleler belirleyicidir.

Arap Baharı (!) Irak’a Yansıdı mı?

Geçen sene el Anbar bölgesinde sözde Arap Baharı dalgasının etkisini arkasına alan Sünniler ayaklandı. Talepleri Sünni Federal Bölge kurmaktı. IŞİD bu talepleri derinden kaşıdı. Maddi destek sağladı. Savaş Suriye’de akarken, Irak’ta sık sık intihar eylemleri, bombalamalar ve büyük gruplar halinde insan ölümleri oluyordu. Özellikle Irak’ta örgütlenen IŞİD, şimdiki işgal girişiminin zeminini çoktan hazırlamıştı. Arap Baharı’nın (!) havasını arkasına alarak yol almaya çalışıyordu.

Ortadoğu’da Yeni Denklem

Ortadoğu’da tezat iki kart devrede gibi görünüyor. Birincisi ABD’nin “Sünni Eksen”den vazgeçiş denemesi olarak nitelenebilir. Arap Baharı (!) ile çalkalanan Ortadoğu’da emperyalist güç dengeleri ve yerel halkın oynadığı kısmi faktörler birleşince ABD’nin istediği kadar olumlu sonuçlar çıkmadı. Yakın zamanda da çıkacağa benzemiyor. ABD Ortadoğu politikası için en önemli aktörün İran olduğuna kanaat getirmiş görünüyor. Cenevre görüşmelerinde İran’la dolaylı görüşmeler yapması ve yakın zamanda İsveç’te 30 yıllık bir aradan sonra doğrudan görüşmelerin gerçekleşmesi bunun göstergesidir. Bu ilişkinin merkezini enerji anlaşmaları ve İran’ın jeopolitik konumunun Ortadoğu’dan fazlasını ifade ediyor olması belirliyor.

Başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin Ortadoğu politikasında petrol, doğal gaz gibi tarihsel-stratejik sebeplerin etkin olduğu biliniyor. Ayrıca bölgeyi küreselleşen sermayeye entegre etme planının altı çizilmelidir. Ekonomik konumlanışını bu minvalde ilerleten İran gibi güçlü bir ülke ile küreselleşmenin bölgesel ayağının önü daha açık olabilir. Dolayısıyla “Şii Hilal” üzerinde oynamak daha çok önem kazanabilir. İran’ın, ABD ve Rusya ile kurduğu ittifaklara bakınca kazanan ülke konumunu sürdürdüğü görülüyor.

Bu kart devredeyken nüfusunun yarıdan fazlasını Şii’lerin oluşturduğu Irak önem kazanıyor. Bu tabloda Suriye, istikrarsızlığı sistematik olarak devam ettirilerek bir süreliğine kenarda bekletilebilir. Suriye’deki muhalifler de bu planlamanın devamına hizmet edecek kadar desteklenecek. Yeniden seçilmiş Esad’ın, dolayısıyla ABD çizgisine gelmeyen Suriye’nin bu şekilde yavaş yavaş kan kaybetmesi izlenecek.

İkincisi ise “Sünni Eksen” kartının devamıdır. Daha çok mezhep temelli gelişen, emperyal güçlerin çıkarları açısından zaman zaman esneme yeteneğini kaybeden, ilerde silahlarını onu yaratan güce karşı çevirebilme potansiyeli taşıyan bir karttır. Bu kart yakın zamanda Suriye’de kullanıldı. Nusayri Beşar Esad’a karşı, Suriye’deki Sünnileri kışkırtarak içerden bir halk ayaklanması planlandı. Ama istenilen düzeyde sonuç alınamadı. Bu kartı ABD ve batılı güçler her zaman ceplerinde taşıyacaklardır.

IŞİD’ın Musul Operasyonu

IŞİD, Usame Bin Ladin döneminde El Kaide’nin Irak kanadı olarak kurulmuştu. Irak’ta hızla bazı yerleşim yerlerini işgal ederek, hâkimiyet kurmaya çalışıyor. Bir devlet edasıyla davranıyor. İşgal ettiği bölgede halkın yaşamını idame ettirmesi için fırınların vb. açık kalmasını sağlıyor. Ancak Sünni olmayanları da canice katlediyor. Şiiler üzerinde ölüm makinesi gibi çalışıyor. Herkesin hem fikir olduğu konu ise IŞİD’in kalıcı bir politik perspektifi olmadığı yönünde. Ama Ortadoğu’da oynanan yeni oyunda en önemli aktör konumunda olacağı kesin. Musul ile yetinmeyecek gibi görünen IŞİD’in amacı Bağdat, Kerbela, Necef olacaktır.

ABD’nin isteği üzerine IŞİD’e Arabistan, Katar ve Ürdün’den gelen destek sözde kesildi. Ve bu ülkeler IŞİD’i terör örgütü listesine aldı. Ancak gerçek anlamda destek hiç kesilmedi. Dozunda değişiklikler yapıldı. Kaldı ki çetevari faaliyet yürüten İŞİD, kontrolündeki bölgelerin petrolü üzerinden de zenginlik sağlıyorlar. Bölgede Sünni eksenin hegemonyasının artması için can atan Körfez ülkeleri, Irak’ta Sünni Federal devletin kurulması için katkılarını da arttıracaklardır. İran ise, Irak’ta Şiilerin yönetsel gücünün devamı için örtük veya açık her türlü desteği verecektir.

Türkiye  IŞİD’in Irak Operasyonundan Haberdar!

IŞİD Musul’u işgal ederken, Türkiye Konsolosluğu’nu da işgal ediyor. Türkiyeli görevlileri esir alıyor. Ve Türkiye’de dikkat çekici bir soğukkanlılık hâkim oluyor. Türkiye ve IŞİD arasında ittifak devam ediyor. IŞİD’e her türlü desteği sağlayan Türkiye’ye bu saldırının gerçekleşmesi düşündürücüdür. Bunun nedenlerine bakacak olursak karşımıza birbirine hizmet edebilecek üç mesele çıkıyor: Rojava’da Kürtlerle çatışmadan sonuç alamayan sözde muhalifler, taktik değiştirip cephelerini Irak’tan doğru güçlendirebilirler. Barzani ile anlaşan Türkiye, PYD ve PKK ile bağları olanları pasifize etmek istiyor. IŞİD bu nedenle Türkiye için oldukça iyi bir müttefik. Bir diğer senaryo ise; Kuzeyde Kürt, güneyde Şii, orta üçgende Sünni bölgesel yönetimlerin oluşarak Irak’ın üçe bölünmesidir. Irak’ta olası bir  Sünni Federal Devletin kurulmasıyla Sünni ekseni bölgede güçlendirecektir. Bölgesel güç olma hedefi taşıyan Türkiye için bu önemli bir fırsat olacaktır. Ayrıca AKP Hükümeti Ortadoğu’da artan istikrarsızlıktan yararlanıp Musul ve Kerkük’ün denetiminin kendilerine ait olması gerektiğine dair senaryolar dillendirdi. AKP, IŞİD ile bu kadar net bir mutabakat yapmamıştır elbette. Ancak Türkiye’de Hariciye Bakanlığı ve komplo uzman kurumu gibi çalışan MİT vb. gizli örgütlenmelerin devrede olduğu kesin.

Süreç Kürtlerin Lehine İşliyor

Kürdistan Özerk Bölgesi’nin Musul işgaline ilk tepkisi Kerkük’ü korumak oldu. Musul ve Kerkük Irak petrolünün yaklaşık % 70’lik payını barındırıyor. Bu bakımdan bu iki bölge herkes için çok önemli. Son süreçte Kürdistan Özerk Bölgesi merkezi hükümete rağmen Türkiye ve başka ülkelere petrol satıyordu. Bu durum bölgesel yönetim ile merkezi yönetim arasında büyük gerilimler yaratmıştı. Peşmergenin Kerkük’ü IŞİD’e karşı koruması, Kürtleri fiilen güç haline getirebilir. Bu durum Kürtlere sınırlarını genişletme, ekonomik ve siyasal güç kazanma gibi olanaklar yaratabilir. IŞİD’e karşı kentleri ve halkını savunamayan Maliki liderliğindeki merkezi hükümet ise prestij, dolayısıyla da güç kaybediyor. KDP sözcüsünün “Irak için Peşmerge güçlerini kurban etmeyiz” açıklamasını, Maliki’nin güç kaybedişini izleme olarak yorumlamak mümkün.

Küresel hesapların yeni mekânı Irak. Burada da fillerin tepişmesinde halk ölecek, sürülecek, sefalet çekecek. Mezhep çatışmalarının üssü olan Irak’ta psikolojik bölünme oldukça derin. Bu derinlik fiilen sınırlara yansıyacak mı? Irak’taki gelişmeler Ortadoğu haritasının yeniden şekillenmesinde önemli bir kilometre taşı mı olacak? Karmaşık ve her an müttefikler arası saf değiştirmelerin olabileceği bir bölge üzerinde söz söylemek gerçekten çok zor.

 

Yoruma kapalı