Mısırlı devrimci tutsaklara özgürlük! El-hurriye li’l-cidaan!

Mısırlı devrimci tutsaklara özgürlük! El-hurriye li’l-cidaan!

Uzunca bir süredir, Arapçanın çoğunluğun dili olduğu coğrafyada (Arap Dünyası) olup bitenler ile ilgili olarak Türkçede yayınlanan bir dizi yorum ve haber ile ilgili söylemek ve yazmak istediğim birçok şey var, ama nereden başlanması gerektiği ile ilgili olarak bir türlü bir sonuca varamamıştım. Ancak, bir yerden başlanması gerektiği konusunda hep kesin bir kanaatim vardı. Bu kanaatin temel nedenleri ise herkesin tahmin ettiği gibi; bu coğrafyanın ortak kaderinin olması, bahsedilen coğrafyanın gündeminin Türkiye gündemi ile ciddi bir etkileşim halinde olması, Türkiye ana akım medyası ve kendini alternatif medya olarak sayan haber kaynaklarının çokça çarpıtılmış haber ve yorumlar ile dolup taşıyor olması. Bunlara ek olarak Türkiye’nin ve özellikle AKP hükümetinin Arapça konuşulan coğrafyaya sayısız, sınırsız ve kayıtsız müdahaleleri ve bu yazının sığamayacağı birçok başka neden. Tabii ki, bu meselede duyarlı birçok arkadaşın beni bunun için teşvik etmesi de geçmeyeceğim başka önemli bir neden.

Ama bir başlama noktasına ihtiyaç duyduysam, zamansal ve mekansal olarak kimi koşulların gerçekleşmesinin yanı sıra beni tetikleyecek bir başlangıç noktasının olmasını bekliyor gibiydim. 20 Mayıs tarihinde Mısır’da iki yıllık hapis cezası alan Devrimci Sosyalistler Hareketi avukatı ve üyesi Mahinur El-Masri ve 13 yoldaşının İskenderiye kentinde yargılanması ve tutuklanması ve sadece İhvan üyelerinin mahkeme süreçlerini takip eden Türkiye medyasında buna dair -ya da buna benzer haberlere dair- bir haberin ya da yorumun bulunmuyor olması (olağan görünse de) bir şeylerin yazılması gerektiğini hissettirdi. Filistinli olmama rağmen, şu an süre giden Filistinli tutsakların açlık grevi yerine Mısır’da devrimi başlatan ve sürecinin başrolünde olan Mısırlı tutsaklardan başlamamın altında da bu yazıya sığamayacak birçok başka neden yatıyordur.

Arapçanın çoğunluğun dili olduğu coğrafyada başlayan devrimlerin (Arap Baharının) vardığı konjonktürel durumun hemen hemen her yerde –her ülkenin içsel farklılıkları bir yana- aynı olması ve tüm bu coğrafyada iktidar-İslami hareketler-devrimci güçler üçgeninde bir çatışmanın sürüyor olması ve üçgenin bir tek ilk iki köşesinin görünüyor olması birincil neden olsa gerek. İkinci neden ise, Mısır ve Suriye başta olmak üzere ve öncelerinde Filistin, sonrasında Libya ve ortalarında Yemen, tarihsel olarak da Cezayir, krallık sistemleri nedeni ile bir nebze farklı olsa da Ürdün ve Mağrib (Fas) ve yıllarca içinde Irak ve sayamadığım birçok coğrafyada hakim olan tablonun; Türkiye’nin yanında Suudi Arabistan ve Katar’ın -ayrı taraflarda da olsa- başta olmak üzere Arap Körfezi’nin başı çektiği, otoriter askeri rejim devletleri ile Siyasal İslam’ın çeşitli hareketleri arasındaki gerçek/suni çatışmada tek ezilen, istenmeyen unsurun devrimci güçler olmasıdır. Bir başka deyişle, tüm bu iktidarların ve ittifak ettikleri büyük güçlerin tek düşmanının bu coğrafyanın halk ayaklanmaları olmasıdır.

Suriye’de, halkını yıllardır ezen, sosyalizm ve emperyalizm karşıtlığından tek anladığı, olağanüstü hal ve zindanların bütçesini büyütmek, herkese savaş hakkı vermek ve ezilme eşitliğini sağlamak olan Suriye askeri rejimi ve müttefikleri, “Allah-u ekber” diyerek kafa kesme cihatçılığından başka bir şey sunmayan Yeni Siyasal İslam’ın türevleri ile baş ederken halkın tüm diğer gerçek muhalefet ve devrim taleplerinin sahiplerini eziyor.

Mısır’da da 25 Ocak’ta başlayan ve yenilgi aşamasından geçiyor olsa da devam eden Mısır devriminin karşı çıktığı ve yıkmak istediği devlet (temelde Asker-İçişleri Bakanlığı-Mübarek güruhu) kendini yeniden toparladı ve İhvan’la yaratılan suni/gerçek çatışma üzerinden varlık nedenini açıklarken 25 Ocak devrimini başlatanlardan intikam alıyor. Keza Libya, keza Yemen. Ve yukarıda bahsedilen tablodaki gerçekler acıdır.

Mursi’nin, halk iradesi ve ordunun -ve başkaca eski devlet kurumlarının- İhvan’dan intikam isteği ile devrilmesinin üzerinden bir yıl geçmek üzere iken Mısır’da son aylarda 6 Nisan Hareketi yasaklandı, üyeleri hakkında, İhvan’a verilen suçlamaların aynısı ile yargı süreçleri başlatıldı. Başta 6 Nisan Hareketi lideri, Devrim Sürüyor Hareketi lideri olmak üzere birçok Mısırlı devrimci tutuklandı, hapis cezası aldı, işkence gördü. Devrimcilerin gösterileri yasaklandı. Tahrir Meydanı sadece devlet yandaşlarının bir gösteri alanına dönüştü. Polis üniversiteleri işgal etti, birçok devrimci eylemlerde öldürüldü ve kapsamlı bir devlet intikamına uğradı, uğramaya devam ediyor. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi.

Suriye iktidarı, İslamcı hareketlere karşı cephesini açtığından bu yana Suriye Ulusal Eşgüdüm Heyeti üyeleri tutuklandı, özgürlük ve adalet talep eden binlerce Suriyeli hapse atıldı, öldürüldü, işkence gördü. Tıpkı Libya, tıpkı Cezayir, tıpkı Yemen ve tıpkı Batı Şeria’da FHKC üyelerinin Filistin yönetimi tarafından tutuklanıyor olması gibi.

Mısır’a yaptığım son ziyarette net bir şekilde gözlemleyebildiğim en önemli gerçeklik, vaktiyle sandık ile seçilen İhvan örgütüne halkın muhtelif kesimlerince duyulan nefretti. Başta, kendi dar çıkarları pahasına devrim sürecini sekteye uğratması ve politik alanın kapanmasına neden olması; iktidarı süresince, halkı ve devrimci güçleri kendi karşısına alması; bir yıl boyunca Mısır halkının çıkarları değil uluslararası İhvan örgütü ve müttefiklerinin çıkarları için çalışmış olması; halkı ve halkın taleplerini arkasına almak yerine Körfez sermayesi ve AKP gibi dar çıkarlı iktidarları arkasına almış olması ve sayılamayacak başka binlerce sebeple biriken nefretin siyasal İslam tarihinde bir dönüm noktası yarattığı gerçekliğini anlamak için kahve muhabbetleri ve taksi şoförlerinin anlatımları bile yeterli.

Tıpkı Suriye’de Keseb’de ve Halep’te olduğu gibi, tıpkı Hama kentinde tarihsel olarak olduğu gibi, tıpkı Cezayir ve tıpkı Filistin’in Gazze’sinde olduğu gibi…

Bu tabloda, üçgenin bahsedilen iki ucu ve bu iki gücün dünyadaki müttefiklerinin devrime ve devrimi başlatan ve sürdürenlere karşı savaş açmış olması ve kendi aralarındaki kavganın asli kavga olduğunu göstererek halkların gerçek taleplerini örtmeye çalışması karşısında Mısırlı devrim güçleri birleşmek gerektiğine kanaat getiriyor, hatalarını analiz ederek yeniden gücünü ortaya koymaya çalışıyor. Çünkü halkların talepleri hala geçekleşmiş değil ve tek umut gerçekleşmesi için mücadeleyi sürdürmekte.

Mısır başbakanlık seçimleri kapıdayken, seçilecek ve gün ışığı gibi sonrasında -daha sert çatışmalar ile- kitleleri karşısına alacak olan Sisi ve Mübarek’in eski devlet adamları (fulul) karşısında durmaya devam eden, tüm ağır bedellere rağmen, yenilgi hissine uğramış olmasına rağmen, halkın sandık desteğinin onunla olmayacağını bilmesine rağmen Mursi karşıtı 30 Haziran halk ayaklanmasına önderlik eden ve hala Ekmek, Özgürlük ve Sosyal Adalet için mücadele eden tüm “Mısırlı tutsaklara özgürlük” sesleri yükseliyor. Mısır devrimci tutsaklarına özgürlük derken, Suriye özgürlük tutsaklarına, Yemen özgürlük tutsaklarına, Cezayir, Fas, Tunus, Libya özgürlük tutsaklarına, Hamas, Fetih ve İsrail zindanlarındaki Filistinli özgürlük tutsaklarına özgürlük. Türkiye Gezi ayaklanması, ayaklanma öncesi ve sonrası özgürlük tutsaklarına, Kürt hareketi özgürlük tutsaklarına özgürlük.

Ya da Mısırlıların deyişi ile “el-hurriye li’l-cidaan”

El-hurriye li’l-cidaan!

Nicola Saafin

21.05.2014

ماهينور-حرة-770x380

 

Yoruma kapalı