Hak yiyenin muhallebisi yenmez! – Serkan Öngel

Hak kavramı adalet ve hukuk ile birlikte anılan bir kavram. Adalet ve hukuk, gücün ve iktidarın yasalarınca belirleniyor. Yani hak, sınıflar mücadelesinden bağımsız bir şey değil.

İktidarı eline geçiren kişi ya da sınıf “ben iktidarım bundan sonra burada benim hukukum işler” diyebilir. O zaman adaleti de, hakkı da, hukuku da o kişi ya da sınıf belirlemeye başlar.

Çalışma hayatı, içinde yaşadığımız sermaye düzeninin yani kapitalizmin yasalarınca belirleniyor. Bu yasalar elinde sermaye birikimi olan sermayedara üretim araçlarına sahip olma hakkını veriyor. Bu hak ile başkalarının emeği üzerinden daha fazla birikim yapma hakkı tanımlanıyor. Yani mülkiyetin, sahipliğin düzeni işliyor. O yüzden bu düzen mülk sahiplerinin düzeni.

Düzen böyle ama bunun da sınırlarının olduğu açık. O sınırı emeğini satanların yaşamlarını idame ettirebilme, kendilerini yeniden üretebilme olanakları ve örgütlü güçleri çiziyor. İnsanca yaşam ve çalışma hakkı, sağlıklı bir çevrede, güvenli konutlarda barınma hakkı, ücretsiz ve nitelikli kamu hizmetlerine erişim hakkı. Bu haklar sömürünün hak görüldüğü bir sistemde ayakta kalabilmek için gündeme gelen temel haklarımız.

Ortada bir dizi yasa var. Bu yasalar içinde herhalde en çok ihlal edilen yasa İş Kanunu. Çalışma sürelerinden, fazla mesaiye, yıllık ücretli izin hakkından taşeron çalıştırmaya kadar yasa delik deşik. Halbuki AKP hükümetinin ilk icraatlarından biri olan 4857 sayılı bu yasa işçi örgütleri tarafından o dönemde ciddi bir biçimde eleştirilmişti. Artık bu haliyle yasanın uygulanması bile bir başarı durumunda.

YASAYI YAPAN İLK İHLAL EDEN
Yasayı yapan yasayı ilk ihlal eden oluyor. Çalışma Bakanı Faruk Çelik, kamuda kölece koşullarda işçi çalıştırdıklarını itiraf edebiliyor mesela. Taşeron işçi için sanki yasaların uygulanmasını engelleyen genel bir kabul var.

Türkiye’de çalışan her dört kişiden biri haftada 60 saatin üzerinde çalışıyor. AB ülkeleri için ise haftalık fiili çalışma süresi ortalama 42 saat. Yani Türkiye’de her dört çalışandan biri AB ülkelerindeki ortalama bir işçiden en az 18 saat daha fazla çalışıyor. Çalışmaktan ibaret bir yaşamın kölelikten farkı nedir?

Böyle bir süreçte seçimlere gidiyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Kadir Topbaş yine aday. Topbaşların aile şirketi olan Saray Muhallebicisi’nde de işçileri için belli ki yasalar işlemiyor. Günde 15-17 saat çalıştırıldıkları gerekçesi ile fazla çalışma ücretlerini isteyen 14 işçi işten çıkartılıyor. Çıkartılıyor ama Saray işçileri direniyor. DİSK’e bağlı Devrimci Turizm İşçileri Sendikası ile sürece dur diyor.

İşçilerin sloganları da gayet yerinde “hak yiyenin muhallebisi yenmez!”. Peki hak yiyene kentin idaresi verilir mi? Kendi yanında çalışana bunu muameleyi hak görene oy verilir mi? Belediyede taşeronluğu işçilerin örgütlenmelerinin önünü kesmek, ücretlerini baskı altına almak için neredeyse yasa haline getirenlere destek olunur mu?

AKP döneminde belediyelerde işler yasalarla da desteklenerek taşeron firmalara terk edildi. Toplumsal kaynaklar yağmalanırken, hak yeme mekanizmaları yenilendi. Hükümet belediyeler için “kadrolu işçini bana, işini taşerona ver” ile özetlenebilecek bir yasa çıkardı 2 yıl önce.

Bugün belediyede her kadrolu işçiye karşın 2 taşeron işçisi var. İş Kanununa göre yardımcı işler ve asıl işin bir bölümünde teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde taşeron mümkün. O zaman sormak lazım mesela çöp toplamak ne zamandır belediyeler için yardımcı iş oldu?

Yerel seçimlerde taşeron çalışmayı destekleyene, işçisinin hakkını yiyene söyleyecek bir çift sözümüz olmalı!

Bu yazı 26 Mart tarihli Birgün Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Yoruma kapalı