Daha sıkı kenetlenen bir halk!- Nilgün Ongan

39 bin polis ve 50 TOMA ile başlamıştı bayram hazırlıkları. Ardından hastanelere ‘Yoğun bakım ünitelerindeki yatakları boşaltın’ genelgeleri yollandığını ve doktorlara ancak olağanüstü durumlarda söz konusu olan ‘icap’ nöbetleri yazıldığını öğrendik.Son olarak İstanbul genelinde toplu taşıma durduruldu ve Taksim Meydanı demir barikatlarla çevrildi. Evet; devlet 1 Mayıs’a hazırdı!

 

12 yıldır kesintisiz olarak “darbe” tehdidi altında olduğunu söyleyen, faiz lobisinden dış mihraklara, uluslararası basından eski yol arkadaşlarına kadar herkesi kendisine komplo kurmakla suçlayan bir iktidar, bugün biliyoruz ki, aslında sadece iki kere iktidarını gerçekten kaybetmekte olduğunu düşünmüştü. TEKEL ve Gezi direnişlerinin yarattığı korku bir paranoyaya dönüşmüş ve şehrin meydanlarını halka kapatmak, toplumsal muhalefetin görünür olmasını engellemek uğruna neredeyse sıkıyönetim ilan edilmişti.
Ulaşım durdurulmuş, hatta ara sokaklardan yürümek de polis tarafından engellenmişti ama işçiler geceden gelerek sabahın erken saatlerinden itibaren kortej güzergahlarında toplanmaya başlamıştı. Kimi geceyi sendika binalarında geçirmiş, kimi de arabalarında sabahlamıştı.  Her bayram gibi özenle yapılmıştı hazırlıklar. Döviz ve bildirilerin yanı sıra cep telefonlarının şarjları kontrol edilmiş ve kameralar edinilmişti. Malum öldürülen çocukların “çığlık ” atmayı bilmemekle suçlandığı, cinayetlerin kamera kayıtlarının “bulun(a)madığı” günlerde vatandaşın can güvenliğinden yine kendisi sorumluydu. 

Böyle başlayan bir bayram sabahının devamı ise yine bildik manzaralardı. Yaralan işçiler, gaz saldırısına maruz kalan sendikacılar, görevini yaparken saldırıya uğrayan gazeteciler. Tek fark; gittikçe artan devlet şiddetine karşı daha sıkı kenetlenen bir halk! Bu yanıyla 1 Mayıs’ın birlik, mücadele ve dayanışma içeriğinin tüm unsurları vardı sokaklarda. Nefes alabildikleri her anda mizaha sarılmaktan da vazgeçmemişlerdi.
Saatler geçti ama şiddetli saldırılara maruz kalan emekçiler Taksim talebinden vazgeçmedi. Niye mi? Çünkü Taksim Meydanı emekçilerin yıllardır sürdürdüğü mücadelelerin bir kazanımı olarak 1 Mayıs alanıdır. Ve meşruiyetini de esas itibarıyla bu mücadelelerden alır. Kaldı ki; AİHM’nin verdiği kararla bunun bir anayasal hak olduğu da tescil edilmiştir. 
Ancak bu alanı emekçilere kapatmak, sendikaların Taksim talebine “şımarıklık” diyebilecek kadar ileri gitmek; işçilerin hukuksal, siyasal ve sınıfsal hakları yanında maneviyatını da ihlal etmek demektir. Taksim Meydanı’nın “sembolik” anlamı diye ifade edilen; emekçilerin maneviyatıdır! Çünkü bu toprağın insanları kaybettikleri yakınlarının “mezarını” ziyaret etmeden bayram geçirmezler!
* Yrd. Doç. Dr. İstanbul Üniversitesi

Bu yazı Evrensel.net internet sitesinden alınmıştır.

Yoruma kapalı