Figen Yüksekdağ ile BDP’nin HDP’ye katılması üzerine

BDP’nin HDP’ye katılması ve HDP’nin bir kitle partisi olmasını değerlendiren ESP Genel Başkanı Yüksekdağ, “Bugün yakın tarihimizde ilk kez, iki yakası bir araya gelmekte olan kapsamlı bir politik kitle hareketiyle yüz yüzeyiz” dedi.

ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, ETHA’nın sorularını şöyle yanıtladı:

HDK/HDP formunda cephesel örgütlenmeyi gerekli ve mümkün kılan koşullar çerçevesinden bakıldığında, bugün gelişmenin hangi aşamasında bulunuyor bu girişim? Özellikle son seçim deneyiminin verileriyle birlikte düşünüldüğünde, “HDK/HDP’nin geleceği” ve “yeniden yapılanma” sorunu ESP için nasıl bir anlam taşıyor?

HDK-HDP projesi ve örgütlenmesi gelişim halindedir. Bu projeyi kısaca olup bitecek, gelişiminin sınırlarına, doyum noktasına bir çırpıda ulaşacak bir hareket sanma kolaycılığına düşmemek gerekir. Aksine gelişimini sancılı yaşayan bir süreçtir HDK-HDP süreci. Aşamalarını da keskin hatlarla birbirinden ayırmak zor. Ama kesin olan, HDK-HDP’nin Türkiye/Kürdistan devrimci-demokratik hareketi bakımından bir zorunluluk olduğu gerçeğidir. Bu zorunluluğu herkes kendine göre kavrayabiliyor ama kimse böyle bir zorunluluk ve ihtiyaç yoktur demiyor. HDK-HDP bileşenleri dışındaki emekçi sol ve demokratik, devrimci kesimlerin de dile getirdiği bir ihtiyaç bu. Ne yazık ki, genel “birleşmek iyidir” lafzının pratikleşeceği noktalarda, sözle eylem arasındaki uyumsuzluk devreye giriyor. Uzun yıllar boyunca emekçi sol hareket bakımından sözün çürümesine yol açtı bu yaklaşımlar. HDK-HDP pratiği sözün eyleme dönüştüğü eşik olarak önemli bir aşama anlamına gelir. Emek ve özgürlük mücadelesi alanandaki boşluğun ve iradesizliğin ortadan kaldırılması bakımından kazanılmış düzeydir. Şimdi bu düzeyden geri dönüşü değil, gelişimin, ilerlemenin sorunlarını tartışıyoruz, tartışmalıyız.

Bizim için HDK-HDP projesi “Batı’da devrimci, demokratik birleşik bir merkez” ihtiyacının ürünüdür. HDK’nin kuruluşundan HDP’ye kadar geçen süre bu gereksinimi doyurmak bir yana daha kritik ve önemli hale getirmiştir. Kürt sorununun çözümü mücadelesinde gelinen aşama, devlet krizinin gittikçe derinleşmesi, şiddetlenmesi, özellikle Türkiye cephesinde milyonlarla ifade edilen kitle isyan-ayaklanma dalgası, yeni yol arayışı ve yeni yol açılması ihtiyacını tarihsel olarak öne çıkarıyor. Her devrimci yapılanma böylesi olağanüstü süreçte tarihin soracağı “sen bu koşullarda ne yaptın” sorusuna yanıt vermek zorundadır. HDK-HDP bu soruya verilecek kritik yanıtlardan biridir. Yol arayan kitlelere yol açmak anlamına gelir. Ayrı duran politik öznelerin belirli bir dönemde aklını ve gücünü toparlayıp birleşik bir özne oluşturmak anlamına gelir. Ayrılığı da reddetmez, birleşikliği de. Bu ikisinin anlamını ve gücünü ayağa kaldırır.

 

‘İKİ YAKAMIZ BİR ARAYA GELİYOR’

 

Bugün yakın tarihimizde ilk kez, iki yakası bir araya gelmekte olan kapsamlı bir politik kitle hareketiyle yüz yüzeyiz. Bir yıl öncesine kadar sadece Kürdistan’da istikrarlı bir politik kitle hareketinden söz edebiliyorduk. Ama bugün Türkiye merkezli gelişen ve politik karakteri gittikçe olgunlaşan bir hareket var. Bu iki hareketi birleştirme koşulları bakımından tarihsel bir olanak zemini doğdu. Bu olanağı devrimci zeminde değerlendirmek sadece bildik yöntem, araç, söylemle olmaz. Zorlukları göze almadan hiç olmaz. Bütün siyasi özneleri aşan devasa bir hareket var karşımızda. Bu da birleşikliği zorunlu hale getiriyor. Zorunluluğu devrimci düzlemde kavramayı gerektiriyor. Şimdi HDK-HDP ile eşitsiz gelişen kitle hareketinin, geç gelişen ve zayıf tarafı olan batı cephesi eksenli bir yoğunlaşma aşamasına girildi. Bu bir hedef olarak dün de vardı ama maddi koşulları ve öznelerin hazırlık, donanım düzeyi yetersizdi. Bugün düzey, böyle bir yoğunlaşma ve somut gelişme için daha elverişli. Bugün HDK ve HDP’nin geleceğini bu gerçeklerden ve açığa çıkardığı görevlerden bağımsız tartışamayız, seçim sonuçlarıyla sınırlı ele alamayız. Zira yerel seçimler devasa bir sürecin, sayısız mücadele sahası, araç ve biçimleriyle donanmış bütünün sadece bir parçasıdır. Bu nedenle salt seçim sonuçlarına değil, HDK-HDP’nin bütün siyasal faaliyetinin sonuçlarına bakmamız gerekir. Buradan baktığımızda HDP’nin sandık siyasetiyle sokak siyasetini bütünleştiremediğini görürüz. Kitlelerin siyasi saflaşması bir sokaklarda bir de sandıklarda yaşanıyor. HDK-HDP’nin son bir yılda batıda gelişen sokak hareketi ve isyanlar sürecine müdahalesindeki sınırlılık, onun siyasi sınırlılığı olmuştur aynı zamanda. Bu sorunun önemini ne yazık ki hala göremeyen yaklaşımlar var. Batıdaki toplumsal hareketin merkezinde yer alamazsanız, batıda oluşan siyasi saflaşma süreçlerine de lehte bir müdahale geliştiremezsiniz. Seçimler döneminde düzen siyaseti etrafında oluşturulan saflaştırma-kutuplaştırma HDP’nin üçüncü bir yol ve alternatif olarak algılanmasını zaten zorlaştırıyordu. Hazırlık sorunları, seçim kampanyasına geç adaptasyon, batıdaki Kürt ve Türkiyeli emekçi kitle gözünde HDP’nin somut bir alternatif olarak yeni oluşu gibi bir dizi neden seçim sonuçlarını etkiledi. Ama esas olarak HDP’nin toplumsal eksenli siyaset tarzı ve pratiğindeki darlıklar seçim sonuçlarına yansımıştır. HDK ve HDP’nin demokratik programına dayanan geniş kitle siyaseti yürütmedeki zayıflıklar, kitle meclisi-kongresi esasına bağlı örgütlenme çizgisini geliştirme sorunları gelinen aşamayı karakterize ediyor. Bir yeniden yapılanma ve silkinme hareketi, bu sorunların çözümüne odaklı olarak gelişebilir. Böyle bir yeniden yapılanma hareketi HDK-HDP’nin geleceğini belirleyecek. Ama her bileşenin bu süreçte yapılandırıcı özne olarak hareket etmesi gerekiyor. Seçimlerden sonra HDP bir kitle partisi olarak devam etme kararı aldı. Bu karar başta HDK olmak üzere birleşik siyaset ve örgütlenme alanının kitle dayanaklarını güçlendirmeyi koşulluyor. HDP salt bir seçim ittifak çatı partisi olarak değil, kitlelere ve kitle siyasetine dayalı bir yapı olarak gelişecek ve güven merkezi olacaksa, onunla birlikte HDK de gelişmelidir. HDP’nin yeni oluşturulacak bütün organları özellikle yerellerde kurulacak HDK-HDP halk meclisleri yoluyla belirlenmelidir.

HDP’lileşmekten ne anlamak lazım? ESP’nin bağımsız sosyalist varlığı ve faaliyetleriyle HDP’lileşme arasındaki ilişkiyi nasıl kuruyorsunuz?

HDP aynı zamanda bir ESP projesidir. Bu nedenle ESP’li olmakla HDP’li olmak arasında fark var ama karşıtlık yok. Eğer karşıtlık olsaydı sosyalistlerin devrimci demokratik sorun ve görevleri yok deyip işin içinden çıkardık. Ama bugün sosyalizm mücadelesinin başarısında demokrasi sorununun kavranarak çözülmesi stratejik bir yerde duruyor. Sosyalistler bağımsız varlıklarını bu stratejik görevin üstünde ya da dışında göremez. HDK-HDP projesi, Türkiye ve Kürdistan devriminin iç içe geçmiş demokratik görevlerini yerine getirme rolü üzerinden algılanmalıdır. Bugün bu rolü tek bir parti yerine getiremiyor. Bu nedenle devrimci-demokratik birleşik bir cepheye ihtiyaç duyuluyor. Çok yönlü sorunların, çok sayıda politik, ideolojik eğilimin oluşturduğu karmaşık bir sahada cephesel siyaset ve örgütlenme, gelişmenin anahtarı haline gelmiştir. Bu karmaşık sorun ve görevler tablosunda en net olan nokta, HDK-HDP’nin sosyalistlerin devrimci demokratik programına denk düşen bir hareket zemini olduğu gerçeğidir. Bu gerçekten kopmadığımız sürece ESP’lilikle HDP’lilik arasındaki kaçınılmaz bağı da koparmayız. Özetle her ESP’li aynı zamanda HDP’lidir, yani devrimci ve demokrattır. Her HDP’linin aynı zamanda ESP’li ya da sosyalist olmamasıyla ilgilenmez, bu farkı zaten bilir.

Bugün HDP’lileşmeyi güncel ve stratejik devrimci-demokratik görevlerimiz kapsamında ele alıyoruz. Bu aynı zamanda HDP’nin siyasi ve örgütsel yapılandırmasında önümüze önemli görevler de koyuyor. Bu yapılandırma görevi ESP’nin bütün gövdesiyle işin içine girmesi ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Baştan itibaren bu prensibi benimsemiş olmamıza rağmen, başarılı yol aldığımız söylenemez. ESP örgütlerimizin aynı zamanda bir HDK-HDP örgütü gibi çalışması, HDP’nin doğrudan kadro ihtiyacının karşılanması konusunda iniş-çıkışlı bir seyir izledik. Burada önemli iki nokta var. İç içe örgütlenme ve paralel örgütlenme. Doğrudan HDP içinde konumlanma ve konumlandırmanın sayısını, niteliğini yükseltmenin yanı sıra, siyasi sürece müdahalede HDK-HDP’yi eksen alan, ESP güçlerinin buna paralel kuvvet seferberliğini sağlayan tarzı güçlendirmeliyiz.
Diğer yandan HDP’nin gelişimi ve HDP’lileşmek, ESP’nin ideolojik, örgütsel, siyasi bağımsız varlığını tartıştırmaz. Aksine bugün bu bağımsız varlığa çok ihtiyaç var. HDP sosyalist bir parti değil, öyle olmaması kritik bir sorun da değil. Ama Türkiye ve Kürdistan politik coğrafyasında sosyalist parti ve bağımsız sosyalist damar olmaması kritik bir sorun olurdu. Dahası ESP özellikle Türkiye cephesinde işçi, emekçi ve ezilen kitleler içerisindeki rolü, pratiği ve görevleri bakımından da farklı bir yerde durur. Bırakalım ideolojik, programatik farkları, politik hareket tarzımız HDP ve bileşenleriyle tam uyumlu değil.

Örneğin öncü politika tarzı konusunda uyumlu değiliz ve bazen politik süreçte de bağımsız hareket etmemiz gerekiyor. Üstelik buna ihtiyaç var ve ESP’nin bu politik tarzı aynı zamanda HDP politik zeminini güçlendiriyor. Sonuçta biz önümüzdeki süreçte, ESP’nin bağımsız gelişimiyle HDP’nin birleşik gelişimini paralel ve mücadelenin ihtiyaçlarıyla uyumlu sürdürmek konusunda kendimizden eminiz. Önemli olan da bu.

 

‘BDP’NİN HDP’YE KATILMASI EMEK MÜCADELESİNDE SOMUT BİR KAZANIM’

 

BDP’nin HDP’ye katılımı meselesi ekseninde yaşanan gelişmeler ve yürütülen tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? ESP bu konuda nasıl bir politik/pratik tutum belirledi? Hem BDP hem de HDP içinde dile getirilen “risk/kaygı” eksenli görüşlerin dayanakları hakkında görüşleriniz nelerdir?

BDP vekillerinin HDP’ye geçişi politik ihtiyaçlar temelinde yorumlanmalı. HDP yerel seçimler döneminde kitleler içinde önemli bir etki bıraktı. Oluşan bu etkiyle HDP’de çalışmak, siyasete katılmak isteyen insanlara yerel seçim bittikten sonra ne yapacaksınız sorusuna bir yanıt verilmek zorundaydı. Gel sen HDK’de çalış, biz HDP’ye üye almıyoruz, onunla siyasi çalışma yapmıyoruz, seçimden seçime başvuruyoruz yanıtı çok ikna edici sayılmaz. Kitlenin ilgisini ve beklentisini yükselttikten sonra, üye kitlesi ve mecliste grubu olmayan bir HDP’nin güven telkin etmeyeceği görüşü ağır bastı diyebiliriz. Vekillerin geçişiyle grup kurma, üye kaydı yoluyla kitle partisi hüviyetine bürünme hattı benimsendi. Yani sürecin bir kısmı HDP’nin ihtiyaca bağlı araçsal gelişimiyle ilgilidir.

BDP katılımının ayırdedici yanı Kürt özgürlük hareketi ve Kürdistani politik çizginin HDP aracılığıyla ulusallıktan toplumsallığa doğru genişlemesi ve aslında bu yolla ulusal sorunun çözümünü güvenceleyecek hattın batıdaki toplumsal dinamiklere dayandırılmasıdır. Biz yıllar boyu Kürt sorununun emekçi çözümü derken, batının işçi, emekçi, ezilen kitlelerinin muhataplaştırılmasını kastediyorduk aynı zamanda. BDP de HDP’ye katılarak bunu yapıyor aslında. Kendi geleceğini ve sorununun çözümünü Türkiye halkları, emek, özgürlük güçleriyle birlikte ele alıyor. Bu olumlu bir adım olarak selamlanabilir ancak. Diğer yandan, Türkiye merkezli emek ve özgürlük mücadelesi açısından somut bir kazanımdır. Batı’daki Kürt işçi, emekçi ve yoksulları aynı zamanda toplumsal, sınıfsal ezilmelerinden doğan mücadeleye seferber edildiğinde büyük bir enerji açığa çıkacaktır. BDP’nin katılımı HDP’nin bundan sonra hep Kürt siyaseti yapacağı, toplumsal temelli sorun ve siyasetin boğulacağı peşin bir kabul olarak görülürse, risk algısı da yükselir. Oysa bugün BDP’nin katılımıyla Kürt ulusal mücadelesini olduğu kadar, sınıfsal ve toplumsal kapsayıcılığı geniş mücadeleyi daha iyi örgütleme fırsatı doğmuştur. Ve böyle bir dönemde risklere değil fırsatlara yoğunlaşmak gerekir.

 

‘ASIL RİSK HDP’NİN İTTİFAK VE PAZARLIK MASASI OLARAK GÖRÜLMESİNDE’

 

Biz HDP’nin bazı sol bileşenininden dile getirilen kaygının aksine, sosyalistlerin HDP’deki Kürt rengi ve gücü karşısında belirsizleşip boğulma riskine odaklanmıyoruz. Asıl risk sol ve sosyalist güçlerin kendi çizgisini belirginleştirecek bir irade, çalışma ortaya koymaması, HDP’yi seçim ittifak ve pazarlık masasından ibaret görmesi riskidir. Ne yazık ki bu sadece bir risk değil, HDP gerçeğinin önemli bir kısmıdır. HDP’nin sol, sosyalist ve BDP dışındaki bileşenleri, geçişin yaratacağı basınca değil, kendi yaratmaları gereken etkiye, basınca ve oynayacakları role yoğunlaşmalıdır. Kaldı ki HDP programı ortak bir programdır ve ölçü BDP’liler de dahil bu programa uyumluluk olacaktır. Geçiş sürecinin yöntemleri, örgütlenmesi ve ortak dilin gelişimi konusunda daha sıcak bir döneme girdiğimiz doğrudur. Bu süreci birlikte ve birleşiklik hassasiyetlerini gözeterek yönetmek, sorunların çözüleceği en somut halkadır. Bu temel mekanizmanın işletilmesi özel olarak gözetilmelidir. HDP’nin yeniden yapılandırılması, örgütlendirilmesi sürecinde başta sosyalistler olmak üzere, tüm bileşenlerin etkili biçimde yer alması gerekir bu nedenle.

 

KÜRT CEPHESİNİN ELEŞTİRİLERİ KAYGI DEĞİL YARGI

 

Kürt cephesinin bir kısmından gelen kaygı ve eleştiriler ise dar ulusalcı görüş açısıyla malüldür. Emekçi sol ve sosyalist hareketi küçük gören, ulusalcı kibirle yaklaşan, BDP dışındaki HDP bileşeninin toplumsal bir karşılığı olmadığını düşünen bu yaklaşımlar kaygı değil, yargı kategorisine girer. Sol, sosyalist hareketin geleneksel ve güncel gelişim damarını görememek, bu kesimin en zayıf tarafıdır. Bir yıldır küçümsenen batı cephesinde yaşananları ve devletin bile görüp canhıraş saldırdığı sosyalist hareketin varlığını görmemek sadece dar görüşlülüğün değil, aynı zamanda sınıfsal bakış açısının ifadesidir. HDK-HDP zemininde bazı kritik eşiklerde böyle sınıf çelişkileri de yansıyacaktır. Ama Kürt özgürlük hareketinin emekçi karakteri ve yapıcı politik yaklaşımı daha ön plandadır.

 

‘HDP SEÇİMLERDE BAĞIMSIZ VARLIK HAKKINI KAZANMALI’

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP nasıl bir politika izlemeli? Örneğin, ittifak politikası bakımından olanaklar ve olasılıkların menzili içinde CHP’ye de yer açılabilir mi sizce?

HDP düzen güçlerinden bağımsız politik çizgisini tutarlılıkla Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sürdürecektir, sürdürmelidir. En geniş kesimi birleştirecek adayı belirlemek elbette önemlidir. Ama ittifak politikasında AKP’ye ya da CHP’ye yakın bir hat izlenmesi ölümcül hata olur. Özellikle CHP ve yakın kulvarından gelen basınca göre politika belirlenemez. HDP her alanda ve her seçimde düzen partilerinden bağımsız varlık alanını, varlık hakkını kazanmak zorundadır. Aksi durumda alternatifim, alternatif olacağım diyemez. Ama alternatif olma gibi bir iddia taşımayanlar AKP karşıtlığı adı altında CHP’ye yedeklenebilir.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini HDP gücünü, yaygınlığını, saflaştırma enerjisini büyütme her bakımdan ikinci tura geçme hedefiyle ele almalıyız.

Yoruma kapalı